Fantastik kitaplar, filmler ve oyunlara dair ne varsa hepsi bu sitede

R. F. Kuang Balil kitap incelemesi

0

Babil: Oxford Çevirmenler Devriminin Hikayesi

Önce R.F. Kuang’ın Babil romanının konusu:

Çin’deki kolera salgınında tüm ailesini kaybeden 10 yaşındaki Çinli bir çocuk annesinin cesedinin yanı başında kendi sonunun da geldiğini düşünürken Profesör Lovell diye bir Oxford çalışanı tarafından göğsüne bir gümüş külçe konulmak suretiyle kurtarılır. Profesör daha aklı başında olmayan ufacık çocuğa o anki çaresizliğini kurtaracak bir teklif sunar: adını değiştirip İngilizce bir ad seçip kendisiyle İngiltere’ye gelmesi ve çeviri alanında çalışması için eğitim alması.

Koleradan tükenmiş şehirde kimsesi kalmayan ve kendine Robin Swift ismini seçen Çinli çocuk İngiltere’ye gittiğinde Profesörün evinde eğitim almaya başlar. Yiyecek yemek, kalacak yer, üst başa kıyafet karşılığında Latince, Eski Yunanca ve Çince çalışırken ilk ve tek hatasında Profesör Lovell tarafından ölümüne dövülerek cezalandırılınca aslında neyin içine düştüğünü anlamaya başlayan Robin Swift 16-17 yaşında üniversite eğitimi almak için vasisi Profesör Lovell’ın gözetiminde Oxford’a başlar.

Oxford ilk baktığında çok göz alıcı olsa da kolejlerin ırkçılığı ve 1800lerde kız öğrenci almayışı ile aslında yobaz bir yerdir. Kızları ve farklı ırklardan insanları öğrenci diye kabul eden tek yer çevirmenlerin eğitim aldığı Robin’in de üniversite binası olan Babil Kulesi’dir.

 

Okula başlayacağı gece Hintli sınıf arkadaşı Rami ile yürürken diğer binalardaki zengin İngiliz sarhoş öğrencilerin sataşmasına maruz kalırlar. O gece unuttukları bir şeyi geri almak için sokağa çıktığında gizemli bir grubun gümüş külçe çalmasına tanık olur. Kendisine benzeyen birini Çinli bir melezi görmenin şaşkınlığıyla hırsız grubuna yardım eder ve ertesi günlerde o Çinli çocuğun babadan ötürü üvey ağabeyi Robert Lovell denen profesörün de kendi babası olduğunu öğrenir. Zaten şüphelendiği Lovell’ın babası olma durumunu Griffin denen üvey ağabeyi rahatlıkla söyleyince hikayenin geri kalanını merak eder.

Griffin Robin’den önceki Lovell’ın yetiştirdiği damızlık Çinlisidir. Lovell onu da küçükken Çin’den alıp aynı eğitimleri vermiştir. Griffin son sınıfta kendine öldü süsü verip Hermes adında bir yer altı grubuna katılmış, gümüş külçeleri kendine isteyen İngilizlere karşı çalışır, Hermes’e göre külçeler tüm dünyaya aittir. Artık Babil kulesinde öğrenci olan Robin’den külçe kaçakçılığıyla ilgili yardım ister.

Kendi döneminde 4 kişilerdir Robin, Hintli Rami, Fransız Letitia, Victorie. Her birinin ırkçılık ve cinsiyetçilikle ilgili okulda kendilerince yaşadıkları sorunlar, uzman olduğu diller, geçmiş hikayeleri vardır.

Robin 4. Sınıfa geldiğinde artık işler başka bir hal alır. Kanton’a çevirmenlik için sınıf arkadaşlarıyla gittiğinde İngilizlerin afyon ticareti ile Çin’i uyuşturmaya ve aslında tüm bu bahanelerin Çin’e savaş açıp orayı da bir İngiliz sömürgesi haline getirmeye çalıştığını öğrenen Robin Babil’de devrim yapmak ister.

 

Falan filan…

Kitap yorumum:

Kitap kesinlikle bir fantastik kitap değildi. Kitabın genelini zaten falan filan falan filan… diyerek okudum. İngiliz dili ve edebiyatı dersi gibi, sıkıcı bir klasik okur gibiydim. Bir kitabın başında en azından nereye varacağını bilmeniz gerekir. (bkz: Yüzüklerin Efendisi: yüzüğü yok etmeye giden hobbitler, Gandalf amca, Harry Potter: Sihir okuluna gidecek ve Voldemortla savaşacak bebe…) Bu kitap daha çok bir militanın hatıralarını anlatıyor gibiydi. Gülünün solduğu akşam falan tarzı başarısız bir anarşi girişimi sonunda kendini öldüren bir grup anarşisti anlatıyordu.

Fantastik diye aldığımız ama içinde fantastik yerine hafif bir simya esintisi bulduğumuz R.F. KUANG’ın beyazlar ve sömürgecilikle ilgili yazdığı nefret ve aşağılama dolu kitaptı. İngilizlerin pislik olduğu konusunda yazara katılıyorum. Kitapta 1800lerin sözde profesör şu an karşımıza çıksa maganda diye linç edeceğimiz geri kafalı İngiliz erkekler kadınlara aksesuar hizmetçi köle, her şeyi kendilerinden önce keşfetmiş Çinlilere tembel köleleştirilecek haşeratlar gözüyle bakıyor ve kendilerini üstün ırk sanıyorlar.

Fantastik bir kitapta asıl değinilmesi gereken fantastik unsurlardır. Bu kitapta olması gereken fantastik unsurlar yerine kelimeler ve kökenleri uzunca anlatılmıştı. Aslında asıl konuya hiçbir katkısı olmayan üniversitedeki günlük hayatları, dörtlü arasındaki ya da profesörlerin derslerindeki uzuuuuun uzun konuşmalar bolca vardı. Ancak bir gümüş külçe ilk nerede kullanıldı nereden geldi bunu kim akıl etti gibi kitabı fantastik hale getirecek asıl konuya değinilmemişti.

Zaman kavramları ve zamansal anlatım da şaşırtıcıydı. Aradan aylar geçti diyor ama aylar dediği yerde aynı yıl içindeki kısa bir dönemdeler. Aylar derken 2 ay geçince mi aylar oluyor yoksa 8 ay mı geçti anlayamadan okudum. İyi ki bir okula gittin de okulun dönemlerini biliyorsun dedirten yazar R.F. Kuang’ın şu dönem başladı bu dönem bitti diye geçiştirdiği yemek masasında Rami’nin kötü yemek yapmasıyla ilgili 4 sayfa, Robin’in en ufak endişesi ile ilgili 10larca sayfa dolarken asıl konu üstüne bir iki cümle yazılması kitabı içler acısı hale getiriyordu.

Zaten iki laftan biri İngilizlerin Çinlilere hakareti, diğeri ah biz bu durumdan çok mağduruz diyen azınlıkların sızlanması.

Sonundaki bir yere varamayış, Martin Eden tarzı vedalar, amaçsız girişimler, ne duyguyu ne ideolojiyi ne amacı ne gümüş külçeleri doğru düzgün anlatamayış bu kitaba -2 falan vermek istememe sebepti.

Kitap Nebula, British Book, Goodreads gibi yerlerden ödülleri toplasa da bu kitaba oy verenlerin genel olarak zaten ırkçılıktan nefret eden insanlar olduğunu ödülü bu yüzden alabildiğini düşünüyorum. Tabi bir de yazar R.F. Kuang’ın her zamanki gibi lgbt tribünlerine oynaması var. Yazdığı her kitapta sempati toplama çabasıyla illa bir geylik lezbiyenlik ırkçılık ekliyor. Babil’de de daha dakika 1 gol 1 Robin Rami’nin saçını yüzünden çekmek falan istiyor. Hepsi ödül almak için yazılmış zorlama uzun anlamsız bir 663 sayfaydı bence. Neyse ki bunda Haşhaş Savaşı’nda yaptığı gibi konuyu üç uzun gereksiz kitaba yaymamıştı da 350 sayfada  bitecek kitabı sadece 663 sayfa kadar uzatabilip klasik kitap sıkıcılığını bu kadarla bırakmış.

Ailesi savaştan kaçıp Çin’den Amerika’ya göçen yazar R.F. Kuang Babil romanı üzerinden beyaz ırka olan tüm nefretini öyle bir kusmuş ki ona bir de yılın en iyi fantastik romanı ödülünü vermişler demekten başka bir şey diyemiyorum.

R.F. KUANG’dan uzatılmış ve nereye vardığını kime ne hayrı olduğunu anlamadığım bir hikaye okudum.

Sonuç: R. F. Kuang ve Babil bizimle değılsın!

 

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.